Bir vardı, bir yokdu. Evvel zaman içindeydi kalbur da saman içindeydi. Pireler berber, devler tellal idi. Gül bülbül le meşk eder, kurt kuzuyla dost gezerdi.Az gidilir, uz gidilir, dere tepe düz gidilir, ama gene de bir arpa boyu yol gidilirdi. Çocuklar annelerin beşiklerini tıngır mıngır sallar idi.
İşte bu kurtla kuzunun, iyilikle, kötülüğün, güzellikle çirkinliğin, koyun koyuna yaşadığı dünya'da, birbirine yakın yıllarda bir prens ve bir prenses dünyaya geldi. Kendinden müstesna bir kraliyetin 4 veliahtının sonuncusu olan bu Prens, akıllı ve güçlü yetiştirilmişti. Günün birinde kral olacak her prens gibi, askerlik eğitimi alırken diğer yandan da elektronik, bilgisayar ve tıp bilimleriyle ilgileniyordu. Krallığının büyük kısmı sularla kaplı olduğundan, prens, savaş gemilerini kullanmayı öğrendi. Bu gemilerle sürekli dünyayı dolaşıp, krallığını olası saldırılardan korumak üzere taktik eğitimleri yapıyordu. Bu gezileri sırasında, bir gün yolu eski bir dostunun evine düştü. O evde kapıyı ona eski dostunun okuldan arkadaşı olan bir kız açtı. Kız dünyadaki kendinden müstesna diğer bir kraliyetin, tek prensesiydi. Buğday sarısı saçları, deniz yeşili gözleri vardı.

Prens, prensesi gördüğü ilk anda vuruldu. Sadece gerekli olduğu zamanlarda, gerektiği kadar konuşmayı seven bu prens, sürekli, nefes almadan, daldan dala atlayarak konuşan bu prensese aşık olmuştu. Artık, dünyanın neresinde olursa olsun, kalbi prensesleydi. Prenses, bir yandan günün birinde, kraliçe olmaya hazırlanırken, diğer yandan da önce kimya ardından iş idaresi eğitim aldı. Bir kraliyetin tek prensesiydi. Girişken, konuşkan, sevecen yetiştirilmişti. O kadar sevgi doluydu ki, onun gerçek duygularını anlamak zordu.

O yüzden prens, bir türlü cesaretini toplayıp prensese aşkını itiraf edemiyordu. Derken günün birinde, prensesin saraydaki odasında otururlarken, prenses kalktı ve prensi dudaklarından öptü. Ne mi oldu? Prens bir kurbağaya dönmedi ama önce şaşkına ardından da çılgına döndü. Prenses bu şaşkınlıktan istifade edip, prense onunla evlenmek, onun krallığının kraliçesi olmak istediğini söyledi.

discounted phentermine. cheap car insurance

Kısa süre içinde evlendiler. Sarayın bahçesinde yapılan düğünleri kırk gün kırk gece sürdü. Düğünden bir süre sonra, prens işi gereği tekrar dünyayı dolaşmaya başladı. Saraydan uzun süreler ayrı kalmak zorunda kalıyor. Prenses bu duruma çok üzülüyordu. Eşini o kadar çok seviyordu ki, ondan bir an bile ayrı kalmak istemiyordu. Ama o bir prensdi. Günün birinde kral olacaktı. Evde prensesin dizinin dibinde oturması beklenemezdi. Bu yüzden prenses bir veliaht dünyaya getirmek istedi. Böylece prens uzak seferlere gittiğinde, ondan bir parça hep yanında olacaktı.

Böylece Dünya gezegeninin en güzel bebeklerinden biri olan Prenses Mina dünyaya geldi. Ve Erensoy'lar artık bir Aile olmuştu.



Anneanne ve Dedemiz


Babaanne ve Dedemiz


Dayımız
Bu site en iyi İnternet Explorer 4.0 ve üstü versiyonlarda 1024*768 çözünürlükte izlenir.
Tasarım: Canan Çakır

 

 

Mina Deniz Erensoy' un Sayfasına Hoşgeldiniz.