|
Dualarımız;
Bu sorunları arkamızda bırakacağımız güne ulaşmak için...
Lütfen,
Mina her zaman dualarınızda olsun.
Onun önce sağlığı, sonra mutluluğu için dualarınızı esirgemeyin.
|
İnsan
yavrularının , büyümesi ve organlarının dış ortama uyum sağlayacak
şekilde gelişmesi için belli bir süreyi anne karnında geçirme
zorunluluğu vardır. Bu süreden önce, yani 37. haftasını tamamlamadan
önce doğan bebeklere prematüre bebek denir. Mina Deniz, ileri
derecede prematüre bir bebek olaark dünyaya geldi. Doğum tartısı,
normal tartıda doğan bir bebeğin ¼ ü kadardı.
Prematüre
bebekleri, hayata erkenden atılmaları ile ilgili olarak bekleyen
pek çok sorun vardır. Mina'nın sağlık hikayesi'nde sorunların
bir kısmı erken doğumu ile ilgili, bir kısmı ise erken doğumdan
bağımsız ve sebebi belli olmayan sorunlar.
Mina nın
yaşadığı ve yaşamakta olduğu tüm dertlerin bir dermanı olduğu
için Tanrı'ya şükrediyoruz. Çoğu zaman erken teşhisle uygulanan
tedavi, o sorunu hiç yaşamamışçasına mükemmel sonuçlar veriyor.
Okuduklarınıza
sakın üzülmeyin. Amacımız sizleri üzmek değil, uğraşıldığında,
mücadeleden yılınmadığında, sevgiyle çabalandığında, tüm olumsuzlukların
yenileceği ve hayata her zaman sarılmak gerektiğini sizlere
bir kez daha hatırlatmak. Modern Tıptan, araştırmaktan ve
doktorlarınıza soru sormaktan, onlarla gerektiğinde kavga
etmekten çekinmeyin. Doktorlarında hata yapabileceğini unutmayın.
Küçük
bedenler hayata ve zorluklara bizlerden daha dayanıklı, Mina
Deniz Erensoy bunun en güzel örneği.
Bu sayfada
, Mina'nın sağlık sorunlarımızdan bahsedeceğiz. Bu hastalıklar
ile ilgili genel ve ayrıntılı bilgileri, Sağlık Sayfalarımız
da bulabilirsiniz.
Hidrosefali,
halk arasında kısaca kafa içinde su birikmesi olarak bilinir.
İnsan beyni içinde, Beyin Omurulik Sıvısı adı verilen bir sıvı
dolaşır. Bu sıvı dolaşırken, bir takım kanallardan ve kapılardan
geçer. Mina'da bu kanallardan biri doğumunu takip eden ikinci
haftada tıkandı. Dolaşımda olan sıvı akması gerek deliğe ulaştığında
tıkanıklıktan dolayı akamadı ve o bölgede sıvı birikmeye başladı.
Biriken bu sıvı, kafatası henüz daha kemikleşmemiş olduğundan,
kafasını hızla büyütmeye başladı. Örneğin Mina nın baş çevresi
Ekim-Kasım-Aralık aylarındaki 3 ölçümde 36,5 cm den 41,5 cm
ye ulaştı.
Ben yaptığım
araştırmalar sonucu, hidrosefalinin tek tedavisinin ameliyat
olduğunu öğrendim. İki tip ameliyat vardı. Birinci tipte,
eğer hasta bu işe uygunsa, tıkalı delik yerine, uygun başka
bir yerde, o deliğin işlevini görecek yani sıvıyı akıtıp döngüyü
sağlayacak başka bir yol açılıyor. İkinci tip ameliyatda ise,
biriken sıvıyı düzenli olarak oradan alıp, karın boşluğuna
akıtacak bir şant adı verilen bir pompa takılıyor.
Doğumdan
beri takibini yapan çocuk doktoru bize süre daha beklememizi,
prematürelerde bu işin zamanla düzelebileceğini söylemesine
rağmen, biz daha fazla beklemedik ve Mina'yı bir beyin cerrahına
götürdük. Cerrah, hemen ameliyat dedi. Mina ilk tipe yani
başka yerde bir kanal açılmasına müsaitdi ve 14 Şubat 2001
tarihinde, İstanbul Acıbadem Hastanesi'nde 3.Ventrikülostomi
denen bir beyin ameliyatıyla, Mina sağlığına kavuştu.
Hidrosefali,
ömür boyu takibi gereken bir hastalık. Doğal olmayan yollarla
açılan o yolun, herhangibir sebeple tekrar kapanması her zaman
mümkün. Bu yüzden, ilk yıl her 3 ayda bir çekilen MR larla
açılan kanalın çalışıp çalışmadığı kontrol edildi. Şimdi ise
her üç ayda bir tomografi ile takibini yapıyoruz. Bunun yanısıra,
düzgün aralıklarla baş çevresi ölçümü ile de evde biz kendi
kontrolümüzü devam ettiriyoruz.
Hidrosefali'den
Mina da kalan yaşıtlarına göre daha büyük bir kafa, görme
yolları tahrip olduğundan, zaman zaman aşağı doğru kayan bir
çift güzel göz ve şimdilik tam olarak netleşmeyen öğrenme
bozukluğu.
Bu karizmatik isimli ilginç hastalık, Mina nın beyin ameliyatı
sırasında teşhis edildi. Prof.Memet Ozek ameliyattan çıktığında,
bizi yanına çağırdı. Ve kızımızın beyninde iki lobun arasında
bulunan ince bir zarın olmadığını söyledi. İlk duyduğumuzda,
şaşkınlıkla karışık bir şok yaşadık. Ne olduğunu anlayamamıştık
çünkü. Hemen internetten, şurdan burdan araştırmalara giriştik.
Öğrendiklerimiz çok anlamlı değildi. Zira SOD hastası çocuklarda
ilk başta körlük, sağırlık, tat alma duyusunun olmaması gibi
sorunlar vardı ki bunların hiçbiri Mina’da yoktu. Bundan sonrası
zincirleme şekilde gelişti. SOD hastası olduğundan bir nöroloğa
götürdük. Götürdüğümüz nörolog, hidrosefali ve SOD yüzünden
görme yollarındaki tahribatın derecesini anlamak için bizden
VEP/ERG (Visual Evoked Potentials) adı verilen bir test istedi.
Bu test için İst.Üni.Tıp Fakültesi’ne gittik. Orada Mina uyurken,
kafasına bir takım alıcılar yerleştirdiler. Ve gözüne parlak
ışık verdiler. İşin teknik ayrıntısını bilmiyorum ama neticede
Mina nın görme yollarının oldukça tahrip olduğu anlaşıldı.
Nöroloğumuz
optik sinilerinin oluşup oluşmadığının anlaşılması için mutlaka
bir göz doktoruna gitmemiz gerektiğini söyledi. Gerçi prematüre
retinopatisi yüzünde daha önce iki kez bu konuda uzman bir
göz doktoruna götürmüştük ama bu kez farklı birine Acıbadem
Hastanesi’nde bir bayan göz doktoruna götürdük. Nesrin Bozkurt,
kızımız ve bizim açımızdan hayati önemde bir şey yaptı ve
bizi bir çocuk endokrnoloğuna randevusunu da kendi alarak
gönderdi. Meğer SOD lu çocuklarda ilk yapılması gereken endokronolojik
muayeneymiş. Doktorumuz hemen bir MR istedi ve beklenen oldu.
Mina’nın hipofiz sapı tam olarak oluşmamış ve vücut salgıları
yetersizdi. Derhal troit hormonu alımına başladı. Bu arada
böbrek üstü bezlerinin çalışmasının kontrolü için bir test
daha yapılması gerekiyordu. O test için gereken ilacı temin
edişimiz ise tam bir maceraydı.
SOD ömürlük
bir hastalık yani Mina tıpkı bir şeker hastası gibi ömür boyu
SOD hastası olacak. Her sabah troit hormonunu ve ileride belki
diğer hormonlarını içecek ya da kendine şırınga edecek. Yediğine
içtiğine dikkat edecek, sodyum da sınırlarını zorlamayacak
v.s Dünya yüzündeki en güzel SOD hastalarından biri olarak
yaşamını sürdürecek.
Mina nın erken doğumdan ve doğum sonrası yaşadığı sıkıntılardan
ve hatta hidrosefali yüzünden kollarında ve bacaklarında spastisitesi
mevcut. Yani kolları ve bacakları kendi istemi dışında kasılıyor
ve onları rahat kullanamıyor.
Spastisiteyi
yenmek ve normali yakalamak için Mina yaklaşık 7 aylık olduğundan
bu yana Fizyoterapi görüyor.
İlk önce özel bir merkezde başlayan Fizik Tedavi maceramız,
olayın maddi boyutlarının bizim bütçemizin üzerine çıkmaya
başlamasıyla, şimdilerde Metin Sabancı Spastik Çocuklar Merkezi’nde
devam ediyor.
Haftada bir gün, fizyoterapist, Mina yı hem kontrol ediyor,
hem de bize tüm hafta Mina’ya uygulayacağımız yeni hareketleri
gösteriyor. Günde en az 3 ya da 4 saatimizi evde fizyoretapiye
ayırıyoruz. Çoğu hareketi oyun şeklinde yapıyoruz. Zira Mina,
masaj sözcüğünü duyar duymaz sinirleniyor ve karşı koyuyor.
Bu işe başladığımızda, sırtüstü yatarken, yüzükoyun pozisyona
geçemeyen Mina, şimdilerde, evin içinde fıldır fıldır dolaşıyor.
Ancak bu dolaşım şimdilik, komando gibi yerde sürünerek oluyor.
Kısa süre içinde, emeklemesini ve onu takiben ayaklanıp yürümesini
can-ı gönülden istiyor ve tüm ekip (anne-baba-anneanne-dede-dayı),
bunun için çalışıyoruz.
Mina doğduğunda, anne karnında duruş pozisyonuna bağlanan bir
fiziksel anomalisi vardı. Ayakları birbirine ayaktabanları da
karnına bakıyordu. Yeniden yoğun bakım ünitesi’nde daha sonra
başımıza gelecekleri bilmediğimizden beni ilk korkutan buydu.
Mina 850 gr dan itibaren, ayakları alçıya alınmaya başlandı.
Gelişmekte olan bir bebek olduğu için alçılar her hafta sökülüp
yeniden yapılıyordu. Bu işlem neredeyse 5 ay böyle sürdü. Belli
bir düzelme sağlandıktan sonra da ortopedik atel kullanmaya
başladık.
Şimdi dışarıdan bakıldığında çok fazla farkedilmeyen bir içe
dönüklük var. Geceleri yatarken AFO denilen, hem spastisiteyi
hem de içe dönüklüğü giderme amaçlı bir atel giyerek uyuyor.
Yürümeye başladığında, ilkokula çağına gelmeden, bu içe dönüklüğü
gideremezsek, aşiloplasti denen bir kas uzatma ameliyatı bekliyor
bizi. Oldukça basit bir ameliyat Nisan ablamız oldu ve şimdi
hiç sorunsuz yürüyor.
Pes Ekinovarus, çaresi bilinen ve çoğu zamanla mutlu sonla biten
bir sorun, o yüzden çok fazla önemsemiyor ve herşeyi zamana
bırakıyoruz.
Bu kadar çok sorun bir arada olurda, zeka ve fiziksel gelişim
etkilenmez mi? Zeka konusunda elimizde hala net bir veri yok
ama Mina, ince ve kaba motor gelişimi açısında yaşıtlarından
geri. Örneğin, yürüyemiyor. Gerçi pek çok motor gelişiminin
gerisinde spastisitesi var ancak, diğerleri için Özel Eğitim’e
ihtiyacı var.
Bu özel eğitim için, biz evde bize özel bir merkez tarafından
öğretilen ve önerilen şeyleri yapmaya çalışıyoruz. Bunun yanısıra,
Ekim ayında, İstanbul Büyük Şehir Belediye’sinin “Küçük Adımlar”
Projesine bizde dahil olup, bir yıl boyunca bize verilen programı
uygulayacağız. Özel Eğitim de ilk 7 yıl, yani okul öncesi dönem
çok önemli.
Proje'nin
menşei A.B.D. Ama ciddi uygulamaları Avusturya'da başlamış.
Maksat:Aile'yi eğitmek. Yabancı dilden uzmanlarca çevrilmiş
8 kitapçığı var. Her kitapçık bir adım. Üniversitelerin psikoloji,
sosyo-psikoloji ve özel eğitim bölümlerinde okuyan öğrenciler
de proje kapsamında. Bir nevi staj gibi bir şey yapıyorlar
bizim çocuklarımızla. Eğitim yılı başlancında 2 ay süresince
projeyi yürütecekleri eğitimi alıyorlar. Aynı eğitim kabataslak
olarak aileyede iki gün boyunca veriliyor. Ondan sonra işlem
başlıyor. Üni.Öğrencisi, haftada bir gün aileyi ziyeret ediyor.
Ailenin ve çocuğun gelişimi konusunda proje sorumlusuna rapor
veriyor. Ailenin sorularını yanıtlıyor. Yapılması gerekenler
konusunda yol gösteriyor. Ama asıl amaç sadece aileyi takip
etmek.
Okul öncesi
dönemde vereceğimiz tüm çabanın, Mina’nın normal bir okula
gitmesi konusunda işi yaramasını diliyor. Bu konuda bize verebileceğiniz
bir destek olursa, uzanan tüm yardım ellerini tutmaya hazır
olduğumuzu belirtmek istiyorum.
Yenidoğan Yoğun Bakımda’yken erken doğuma bağlı olarak ortaya
çıkan bu iki fıtık, hastaneden çıktıktan bir ay sonra, Maramara
Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan başarılı bir ameliyatla
tedavi edildi.
Kasık fıtığı, erken doğan bebeklerde, özellikle erkek bebeklerde
sıkça rastlanan bir durum. Fıtık ile ilgili tek dikkat edilmesi
gereken, erken teşhis. Bunun dışında, risksiz ve başarıyla tedavisi
yapılan bir hastalık.
Mina’nın sol kasığında fıtık vardı. Doktorlar, temayül gereği
olmasa bile her iki taraftaki fıtığa da müdehale edilmesi gerektiğini
söylediler ama biz her iki tarafında kestirmek istemedik ve
sadece göbek ve sol fıtığı tamir edildi.
Şu anda sadece sol kasığında küçücük bir çizik var, onun dışında,
kızımızın dış görünüşü mükemmel.
|
|
|